Dayanıklılık ve değişim

Wimbledon Mevsimi

İnsan bazen hayatını takvimlerle değil, turnuvalarla hatırlıyor. Benim de bir CV sezonum vardı. Her gün yeni bir başvuru... Her e-postada küçük bir umut... Her sessizlikte görünmeyen bir…

İnsan bazen hayatını takvimlerle değil, turnuvalarla hatırlıyor.

Benim de bir CV sezonum vardı.

Her gün yeni bir başvuru...

Her e-postada küçük bir umut...

Her sessizlikte görünmeyen bir hayal kırıklığı...

Sonra başka bir sezon başladı.

İş değişiklikleri…

Ev değişiklikleri…

Taşınmalar…

Sadeleşmeler…

Yeniden kurulan düzenler...

O dönemlerde telefonum en çok ailem ve arkadaşlarımın sesiyle çalıyordu.

Beni merak ediyorlardı.

"“Nasılsın?”

“Bir şeye ihtiyacın var mı?”

Bu soruların içinde sevgi vardı.

Ama bazen insanın cevap vermek istemediği zamanlar da oluyor.

Çünkü bazı dönemler anlatılmaktan çok yaşanıyor.

Ve aslında herkesin hayatında böyle sezonlar olabilir.

Kimi bir iş değiştirirken…

Kimi bir ilişkiyi yeniden düşünürken…

Kimi bir şehir değiştirirken…

Kimi yıllardır sürdürdüğü hayatın artık kendisine başka türlü görünmeye başladığını fark ederken…

Dışarıdan bakıldığında aynı görünen şeylerin içinde herkes kendi maçını oynuyor.

Bu yıl Wimbledon'ı izlerken neden bu kadar etkilendiğimi sanırım şimdi daha iyi anlıyorum.

İnsanlar kupaları konuşuyor.

Rekorları...

Grand Slam sayılarını...

Ben ise başka bir şeye takılıp kaldım.

Korttaki hırsa...

Esnekliğe...

Mental dayanıklılığa...

Bir puan kaybedip, sonraki puana sanki hiçbir şey olmamış gibi başlayabilme becerisine...

Maçları izlerken fark ettim...

Seyirciler son puanı alkışlıyor.

Kupayı...

Şampiyonu...

Oysa kimse o son puana gelene kadar oynanan binlerce puanı konuşmuyor.

Kimse sabahın ilk antrenmanlarını...

Kaybedilen ilk setleri...

Sakat oynanan maçları...

Vazgeçmemeyi seçtikleri anları...

...görmüyor.

Belki de bu yüzden tenis bana hiç bu kadar gerçek gelmemişti.

Çünkü meğer son birkaç yıldır ben de kendi kortumda benzer bir maç oynuyormuşum.

Bir iş görüşmesi olumsuz sonuçlanıyor...

Ertesi gün yeniden CV gönderiyorsun.

Evini taşıyorsun...

Yeniden düzen kuruyorsun.

Maddi kaygılar yaşıyorsun...

Ama ertesi sabah yine bilgisayarın başına oturuyorsun.

Her kaybedilen puandan sonra, sanki skor sıfırlanmış gibi yeniden servis atıyorsun.

Hayat da biraz Wimbledon'a benziyor.

Dışarıdan sadece kupa töreni görünüyor.

Oysa asıl hikâye, kimsenin izlemediği kortlarda yazılıyor.

Bugün dönüp baktığımda hayatımın gündeminin değiştiğini görüyorum.

Eskiden yeni bir iş ilanı kaydediyordum.

Şimdi freelance iş modellerini araştırıyorum.

Eskiden, "Beni ne zaman arayacaklar?" diye düşünüyordum.

Şimdi satın alabileceğim evlere bakıyorum.

Yurt dışı rotaları planlıyorum.

Beğendiğim araba modellerini inceliyorum.

Sorular değişmiş.

Demek ki oyun da değişmiş.

Bir zamanlar CV gönderdiğim şirketlerden bugün toplu işten çıkarma haberleri geliyor.

İçim burkuluyor.

Çünkü orada hâlâ mücadele eden insanlar var.

Bana şunu öğretiyor:

Bazen alamadığın bir iş, yıllar sonra dönüp baktığında seni koruyan bir kararmış.

Belki de hayatımın en uzun maçı buydu.

Her sette başka bir şey kaybettim.

Ama her sette başka bir dayanıklılık kazandım.

Şimdi geriye dönüp baktığımda kupayı değil, oyunu görüyorum.

Çünkü şampiyonluk, son puanı almak değilmiş.

Her defasında oyuna yeniden dönebilme cesaretini gösterebilmekmiş.

Ve belki de en büyük zafer...

Kimsenin izlemediği kortlarda, rakibini değil; vazgeçme isteğini yenebilmekmiş.

Hayat, kupayı kaldırdığın günü değil; kortu terk etmemeyi seçtiğin günleri yazıyor.

Serap Çelikli · Ankara

Bu metin Serap Çelikli’nin özgün denemesidir.