Anlam ve iç dünya

İçimizdeki Sessiz Kamplar

Günlerdir süren öksürük bir türlü geçmiyordu; kendimi hâlâ toparlayamamıştım. Bir haftanın sonunda işten izin alıp erken çıktım. İlaçlar uykumu getiriyordu. Belki de yapılacak en doğru şey…

Günlerdir süren öksürük bir türlü geçmiyordu; kendimi hâlâ toparlayamamıştım. Bir haftanın sonunda işten izin alıp erken çıktım. İlaçlar uykumu getiriyordu. Belki de yapılacak en doğru şey eve gidip uyumaktı. Ama açık havada biraz yürümek, hava almak iyi gelir diye düşündüm.

Eve yaklaşırken yolumun üzerindeki Botanik Park’a uğradım. Şehrin karmaşasından biraz uzaklaşmak, sakin bir yerde soluklanmak iyi gelecekti.

Hava güzeldi. Park her zamanki gibi sakindi. Bir süre yürüdüm. Sonra parkın içindeki kafeye oturdum. Bir bitki çayı söyledim.

Kafenin içinde küçük bir kitaplık vardı. Birkaç kitabın sırtını okuyup geçerken birinin üzerinde “İnsanın Anlam Arayışı” yazısını gördüm. Kitabı raftan aldım.

Güneş alan, rahat koltuklu bir masa seçtim. Kitabı önüme koydum. Biraz okuyup sonra dinlenirim diye düşündüm. Sayfalarını karıştırmaya başladım.

Derken kendimi kitabın içinde buldum.

Bitki çayının da etkisiyle gözlerim ağırlaşmış. Bir süre uyumuşum. Uyandığımda ilk baktığım şey yine kitaptı. İlgimi çekmişti. Belki de o gün, tam da ihtiyacım olan kitabı bulmuştum.

Kitabı ödünç aldım.

Ödünç kitapların ayrı bir telaşı oluyor. Geri vermek gerekiyor.

Frankl’ın anlattığı ölüm kamplarını okurken, insanın anlam arayışına tutunabilmesine şaşırdım. Böylesine ağır koşulların içinde bile hayata tutunacak bir neden bulabilmesi...

Sonra kendi hayatımızı düşündüm.

Bizim hayatımızda dikenli teller yok belki. Ama bazen kendi içimizde görünmeyen sınırlar çiziyoruz.

Başkalarının beklentileri.

Söyleyemediklerimiz.

Vazgeçemediklerimiz.

Korkularımız.

Bazen bir düşüncenin, bazen geçmişten kalan bir kırgınlığın, bazen de “Ben yapamam.” dediğimiz bir cümlenin içinde uzun süre kalıyoruz.

Belki de insanın içinde kurduğu en sessiz kamplar bunlar.

Kimse bizi oraya kapatmıyor.

Kapının anahtarı da çoğu zaman elimizde.

Ama yine de çıkmak kolay olmuyor.

Frankl’ı okurken kendi hayatıma bir kez daha baktım.

Belki anlam, hayatın bize hazır bir cevap vermesinde değil; yaşadıklarımızın içinden kendi cevabımızı bulmakta.

Bunu bazen bir kitabın sayfasında, bazen bir park yürüyüşünde, bazen de hiç farkına varmadan geçip gittiğimiz sıradan bir günün içinde buluyoruz.

O gün parkta biraz durup bunu düşündüm.

Belki kendimize doğru attığımız adımların büyük olması gerekmiyor. Bazen sadece durmak, biraz yürümek ve içimizden geçen sesi duymaya çalışmak yetiyor.

Çünkü insan, kendi hayatının sesini yeniden duyduğunda, nereye gitmek istediğini de yavaş yavaş hatırlıyor.

Belki de aradığımız anlam, yolun sonunda bizi bekleyen hazır bir cevap değil.

Belki yürürken, yaşarken ve kendimize biraz daha yaklaşırken ortaya çıkıyor.

O gün parka sadece biraz hava almak için gitmiştim.

Bir kitapla döndüm.

Ve eve dönerken, uzun zamandır kendime sormadığım bazı soruları düşünüyordum.

Serap Çelikli · Ankara

Bu metin Serap Çelikli’nin özgün denemesidir.