Gündelik hayat ve neşe

Kırmızı Çizgim Aşure

Bir arkadaşım sordu: “En sevdiğiniz tatlı hangisi?” Biraz düşündüm. İlk cevabım ayva tatlısı olmuştu. Diğer arkadaşlar sırayla cevap verdi. Sonra paylaştığı videoda burcumun tatlı karşılığı…

Bir arkadaşım sordu:

“En sevdiğiniz tatlı hangisi?”

Biraz düşündüm. İlk cevabım ayva tatlısı olmuştu.

Diğer arkadaşlar sırayla cevap verdi.

Sonra paylaştığı videoda burcumun tatlı karşılığı güllaç çıkınca dedim ki: “Tabii ya, nasıl atlamışım!”

Benim tatlılarla ilişkim ciddi bir bağ değil; daha çok duygusal dalgalanmalarla ilerleyen bir flört. Moduma göre değişir.

Mesela Ramazan gelince içimde net bir karakter belirir:

Güllaç insanı.

Süt kokusuyla huzur bulan, nar tanelerine ve içindeki cevizlere gereğinden fazla anlam yükleyen, hafiflikten mutluluk çıkaran biri olurum. İnce yufkaların sütle buluştuğu ilk tadım bile bana hafif bir sevinç bırakır.

Ama iş aşureye gelince…

Orada durum değişir.

Aşure benim kırmızı çizgim.

Öyle arada yenilecek bir tatlı değil; neredeyse bir öğün. Doyurucu, bereketli, neşeli… Kaşığı daldırdığında içinden sürpriz çıkma ihtimali yüksek.

Ve aşure, “az malzemeli” bir tatlı değildir. İçine giren her şeyin bir anlamı vardır:

Buğdayın yumuşaklığı…

Nohut ve kuru fasulyenin şaşırtan varlığı…

Kuru kayısı, kuru incir, kuru üzüm…

Portakal kabuğunun hafif ferah kokusu…

Ceviz, fındık, badem…

Nar taneleri başlı başına bir şenlik…

Üzerine tarçın, susam… Belki biraz daha narın canlı kırmızısı…

Bazıları hâlâ sorar:

“İçinde fasulye olan tatlı mı olur?”

“Tatlı mı yiyoruz, yemek mi?”

Ama aşureyi anlayan bilir; o bir karışım değil, bir uyumdur.

Hayatımda sadece bir kere pişirdim. Uzun sürdü, sabır istedi, mutfak biraz dağıldı. Ama kıvam tutma anı… işte orası bütün hikâyenin ödülü.

Kıvamını bulmuş bir aşureyi kaşıklamak… ve sonra kaselere koyup komşulara dağıtmak… belki de en güzel kısmı buydu.

Bir gün yönüm değişir. Karşıma kırmızı ayva tatlısı çıkar; lohusa şekeriyle pişmiş, içine karanfil serpilmiş… Soğuduğunda kaymak ve Antep fıstığıyla süslenen tam bir görsel şölen.

Kabak tatlısı… Rengi parlak, dokusu yumuşak. Ceviz, bal ve tahinle birleşince, her kaşıkta dengeli bir uyum.

Sonra bir bakmışım kendimi İtalyan mutfağında bulmuşum.

Panna cotta… Üzerinden süzülen böğürtlen sosu, hafif ekşimsi tadı… Tabaktaki zarafetiyle dokunmaya kıyamazsın.

Araya tiramisu girer; biraz cool, biraz klasik.

Sonra Fransız esintisi:

Sufle. Kaşığın değdiği anda içinden akan sıcak çikolata… Ciddiye alınması gereken bir mutluluk.

Ve modern zamanların yıldızı:

San Sebastian cheesecake. Yanık yüzeyiyle kusursuz olmaya çalışmaz. İçinin akışkan haliyle seni şaşırtır. Üzerine dökülen çikolata sosuyla “ben farklıyım” der.

Sonra bir anda yön değiştiririm:

Künefe… Saray sarması… İncir tatlısı… Hepsi başka bir ruh hâli.

O günkü ruh halime göre…

Waffle’ın etrafa yayılan kokusu beni benden alır, üzerindeki çikolata sosu çilek ve muzla buluşunca nefis olur. Fıstıklı sarma ise ayrı bir mutluluk.

O yüzden…

Ben “en sevdiğim tatlı” sorusuna tek bir cevap veremem.

Her gün farklı bir tatlıyla buluşmak, o günkü ruh halime eşlik eden bir mutluluk bırakır.

Serap Çelikli · Ankara

Bu metin Serap Çelikli’nin özgün denemesidir.